SanalBilge.NET  

Go Back   SanalBilge.NET > Tarih Bölümü > Tarih Bölümleri > Eski Uygarlık

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 12-16-2015, 06:53 PM   #1
Senior Member
 
Üyelik tarihi: Apr 2015
Mesajlar: 14.126
Standart İnka İmparatorluğu



Bayrak


İnka İmparatorluğu, Kolomb öncesi Amerika'nın en büyük imparatorluğudur.[1] İnka terimi, yarı efsanevi kurucu Manco Capac'tan 1532'de İspanyollar'a yenik düşmüş Atahualpa'ya dek toplam 13 imparatordan oluşan bir hanedanın hükmettiği Kolomb öncesi Güney Amerika halklarının tarihi ve uygarlığına ilişkin her türlü olayı kapsayan bir ifadedir.
Bu uygarlıkta başta bulunan ulu öndere « İnka'nın tek efendisi » anlamına gelen [2] "Sapa İnka" unvanı verilirdi. İnka İmparatorluğu Kolomb öncesi Amerika’nın üç büyük imparatorluğundan biridir. Bir yüzyıldan az bir zamanda kurulan İnka İmparatorluğu (Quechua dilinde “dört eyalet”i ifade etmek üzere «dört çeyrek» anlamına gelen Tawantinsuyu ya da Tahuantinsuyu) [3]And Dağları boyunca geniş bir bölgeye yayıldı. En parlak döneminde bir yandan bugünkü Kolombiya’dan Arjantin ve Şili’ye, diğer yandan Ekvador, Peru ve Bolivya’ya uzanıyordu; yani And Dağları ve Büyük Okyanus kıyıları boyunca Güney Amerika’nın batı kısmında uzanıyordu. Bu yaklaşık 4000 km uzunluğunda ve 3 milyon km²'den fazla bir bölge demekti. Başkenti bugünkü Peru’nun Cuzco kentiydi.
Bu imparatorluğun benzerine az rastlanır bir özelliği, özgün bir devletçi örgütlenmeyle, kendisini oluşturan halkların sosyokültürel çeşitliliğini tek bir çatı altında birleştirebilmiş olmasıydı. İnka İmparatorluğu böylece toprakları üzerinde sayıları 700’ü aşan farklı dillerde konuşan birçok farklı halkı ya da etnik topluluğu bir araya getirebilmişti. Bununla birlikte İnkalar resmî dil olarak Quechua dilini benimsetmişlerdi.
İmparatorluğun idari, siyasi ve askerî merkezi, yarı efsanevi bir kişilik olan Manco Capac liderliğinde kurdukları, günümüzde Peru'da bulunan Cuzco (Quechua dilinde "Qosqo", Türkçede "Kusko" okunur) kentidir. İlk kez Peru'nun dağlık arazilerinde bir oymak olarak ortaya çıkan İnkalar zamanla önce krallık, daha sonra (14.-15. yüzyılda) imparatorluk haline geldiler. Politeizm, animizm ve şamanizmin bir karışımı olarak ifade edilebilecek İnka dininde İnka hanedanınca desteklenen ve ibadet edilen tanrı, İnti'dir (Güneş Tanrısı). İnkalar bu tanrının bedenlenmiş temsilcisi olarak gördükleri imparatorlarını "Güneşin Oğlu" diye tanımlardı.

İnkalar’ın efsanevi kökeni

Manco Capac, Peru'daki İnka Hanedanlığı'nın efsanevi kurucusudur.İnkalar’ın kökenine ilişkin sözlü gelenek yoluyla aktarılan, sonradan İspanyollarca kaleme alınan çok çeşitli efsaneler ve versiyonları bulunmaktadır. Manco Capac için bir efsanede, Viracocha´nın oğlu olduğu söylenir. Bir diğerinde ise Titicaca Gölü´nde Güneş Tanrısı İnti tarafından büyütüldüğü söylenir.
Manco Capac ve Mama Ocllo efsanelerine göre, İnkalar Manco Capac’ın soyundan gelmektedir. Kırıp geçiren büyük tufandan sonra insanlara uygarlığı öğretmek üzere, Tanrı Viracocha tarafından gönderilen Manco Capac, kızkardeşi ve aynı zamanda eşi olan Mama Ocllo ile Titicaca Gölü’nden çıkagelmiştir. Efsaneye göre, her ikisi Manco Capac’ın altından yapılma, yerleşilecek yeri göstermek üzere tümüyle toprağa gömülü olan büyülü asasının bulunduğu yere kadar gelirler. Asanın bulunduğu toprak onlara gerekenleri tedarik edebilecek yeterince zengin bir topraktı. İşte sonradan Cuzco (Quechua dilinde “göbek” anlamına gelir [4]) olan ilk İnka kentini orada kurdular. Böylece Manco Capac insanlara tarımı ve zanaatı öğretti ve Mama Ocllo da kadınlara dokuma sanatını öğretti.
Juan de Betanzos tarafından aktarılan “Ayar Kardeşler” efsanesine göreyse, Viracocha'nın yaratılışı düzenlemesinden sonra dört çift (dört erkek kardeş ve eşleri olan dört kadın) Pacaritambo mağarasından (güneşin doğduğu-şafak evi ya da üretim evi) çıkmışlardı.[5]) Bu çiftlerin en önemlisi adını sonradan Manco Capac olarak değiştirecek Ayar Manco ve Mama Ocllo çiftiydi.
Manco Capac´nın iktidara gelişi hakkında da birçok efsane vardır. Bir efsaneye göre, Manco Capac ve kardeşi Pachacamac, Inti´nin oğullarıdır. Babası tarafından ateş ve güneş tanrısı olarak kutsanmış olan Manco Capac, Cuzco'ya ulaşmak icin yeraltı tünelleri kazmış ve bir tapınak yapmıştır. Yolculukları sırasında Manco'nun kardeşlerinden birisi taşa dönüşmüştür (Huaca). Bir diğer efsanede ise Cuzco´ya yeraltından gitmek yerine Titicaca Gölü'nün içinden gitmişlerdir.
Tici Virachocha versiyonuna göre, Manco Capac, Cuzco´nun 25 km güneyindeki Pacari-Tampu, bugünkü adıyla Pacaritambo´lu Tici Viracocha´nın oğludur. O ve erkek kardeşleri (Ayar Anca,Ayar Cachi, ve Ayar Uchu); ve kız kardeşleri (Mama Ocllo, Mama Huaco, Mama Raua, ve Mama Cura) Cuzco´ya yakın bir yerde yaşadılar. Çeşitlilik arzetmesine rağmen genel inanış, Manco'nun kardeşlerini öldürerek Cuzco´nun tek hakimi haline geldiğidir.
Tarih

İnkalar'ın tarihsel kökeni

Andlar'da uygarlık muhtemelen günümüzden 11.500 yıl önce (MÖ 9500) başlamıştı. İnkalar'ın Peru'nun dağlık bölgesindeki, günümüzde Puna'lar olarak bilinen arazilerde yaşamış ataları muhtemelen göçebe olarak ortaya çıkmışlardı. İnkalar’ın kökenine ilişkin farklı veriler elde edilmiştir. Günümüzde ilk İnkalar’ın coğrafik başlangıcı tartışmalı bir konudur, varsayımların hatırır sayılır bir kısmı Peru ve Bolivya sınırındaki Titicaca Gölü kıyılarından geldiklerini varsayar. Bu yaklaşımlar pek iyi bilinmeyen Tiahuanaco (Bolivya) uygarlığıyla bir ilgileri olabileceğini akla getirmektedir. İrtifası 3812 m olan Titicaca Gölü 8.000 km²'lik yüzölçümüyle gerçek bir içdeniz durumundadır. Başlarında Manco Capac bulunan bir topluluğun kuzeye göç edip Quechua topluluklarıyla ittifak kurarak Cuzco Vadisi’nde oturanları yerinden etmiş olması gerekir. Bölgeye yerleşen bu topluluğun soyundan gelenler ve müttefikleri ilk İnkalar olarak ele alınmaktadır.
Diğer kaynaklar Amazon bölgesi kaynaklı bir göç yaklaşımına yer vermektedir. İnkalar'ın Amazon bölgesindeki varlığı 1979’da Nicole ve Herbert Cartagena adlı iki kaşifin Mameria adlı İnka tarım yerleşimini keşfiyle doğrulanmaktadır. Fransız kaşif ve arkeolog Thierry Jamin de 2006’da dağ yamacına işlenmiş iri suratlardan oluşan üç antropomorf jeoglifi (yere kazınmış şekil) keşfiyle bunu resmîleştirmiştir. Bu jeogliflerden biri 1921’de Vicente de Cenitagoya tarafından keşfedilen Pusharo petrogliflerindeki (taşa kazınmış şekil) bir suratın kopyasıdır. Bunun üzerine Pusharo petrogliflerinde yeni keşiflerde bulunan genç arkeolog Thierry Jamin Amazon Ormanı’nda zorlu keşif gezileri gerçekleştirilebildiği takdirde yeni İnka kentlerinin ve özellikle kayıp kent Païtiti’nin bulunacağından emin olduğunu belirtmektedir.[6]
İmparatorluğun kökeni ve genişlemesi

İnkalar başlangıçta (12. yüzyılda) Manco Capac liderliğinde Cuzco’da küçük bir beylik oluşturmuşlardı. Cuzco bölgesi İnkalar’ın gelmesinden önce başka halklarca meskundu ve İnkalar da geldiklerinde önceleri yalnızca bölgedeki bu halklardan biri konumudaydılar. Bu küçük güçler aralarında küçük çapta yerel savaşlar yapmaktaydılar. Zamanla bazı oymaklar İnkalar’ın da katıldığı bir konfederasyon oluşturmakta yarar gördüler. İnkalar’ın baskın rolde olmadığı bu konfederasyonda benimsenen Quechua dili zamanla And platosunun lingua franca'sı denecek şekilde, farklı dilleri konuşanlar arasında ortak bir dil olarak kullanılmaya başlandı ve bölgede giderek yaygınlık kazandı.
Konfederasyona katılanların yarısı yukarı bölgedekilerden (Hanan), İnkalar’ın katıldığı Hurin denilen diğer yarısı da aşağı bölgedekilerden oluşuyordu. Siyasi ve dini güçlerin Hanan’ın elinde olmasına karşılık askeri güçler Hurin’in elindeydi. Güçlerin bu şekilde dağılımı İnka oymağının askerî güç yoluyla iktidara gelişini kısmen açıklamaktadır. İnka oymağı konfederasyonda yavaş yavaş önem kazanmaya başladı. Yaklaşık üçyüz yıl boyunca komşuları onlara vergi ödemek zorunda kaldılar. Fakat İnkalar gerçek anlamda bir devleti ancak 14. yüzyılın ortalarında kurabilmişlerdir.
İnkalar Sinchi Roca, Lloqui Yupanqui, Mayta Capac ve Capac Yupanqui’nin hükümdarlıkları süresince Cuzco havzasında konumlarını giderek güçlendirdiler. Böylece çevredeki kentlerin yağmalanabilmesi ve düşman saldırılarının geri püskürtülebilmesi için konfederasyonda kendilerine giderek baskın bir rol verildi. Nihayet Capac Yupanqui öldüğünde Inca Roca konfederasyonun denetimini tümüyle eline geçirdi ve İnkalar yasalarını tüm diğer oymaklara benimsettiler.
Halefi Yahuar Huacac selefi kadar başarılı bir yönetim sergileyemedi ve bir komplo hükümdarlığına son verdi. Bununla birlikte 1400 yıllarına doğru Viracocha Inca başa geçince İnkalar tekrar güç kazanmaya ve genişlemeye başladılar. Bütün bunlara rağmen, Viracocha Inca’nın başa geçtiği dönemde toprakları ancak Cuzco’nun çevresinde yarıçapı 40 km olan bir daireden ibaretti.
İnkalar ya da imparatorluk Viracocha Inca’yla bölgedeki hakimiyetini pekiştirdi ve topraklarını genişletti. Artık, 1438’de tehdit oluşturan Chancas etnik grubu haricinde, civarda İnkalar’ın gücüne karşı koyabilecek hiçbir güç kalmamıştı. Chancas savaşçıları da Viracocha Inca’nın oğlu Pachacutec hükümdarlığında bozguna uğratıldılar ve İnkalar’a boyun eğmek zorunda kaldılar. Bu zaferden sonra imparatorluk iç çekişmelere rağmen fetihlere ve genişlemeye komşularının ötesindeki topraklarda devam etti.
Pachacutec Cuzco Krallığını yeniden organize ederek bir imparatorluğa çevirdi. Bir ordu kurup bu ordunun başına, Cajamarca'yı Cusco'dan ayıran topraklarda İnka egemenliğini kabul ettirmesi için oğlu Tupac Yupanqui’yi geçirdi. Pachacutec, imparatorluğunu savaşmak zorunda kalmadan siyaset yoluyla da genişletme taktiklerine başvuruyordu. Örneğin imparatorluğuna katmak istediği bölgelere casuslar göndererek önce onların siyasi stratejilerini, askeri ve maddi güçlerini öğreniyor, daha sonra bu bölgelerin liderlerine övgüyle lüks mallar hediye ederek, imparatorluğuna katılmalarının kendilerine yarar sağlayacağını söylüyordu. Bunu birçok hükümdara barışçıl yollarla, bir emrivakiyle kabul ettirdi. Pachacutec 1445’ten 1450’ye kadar topraklarını Titicaca Gölü’ne kadar genişletmiş bulunuyordu. Pachacutec’ten sonra oğlu Túpac Inca Yupanqui 1463’ten itibaren kuzeydeki toprakları fethetti; en önemli fethi Chimor Krallığı oldu. Túpac Inca’nın oğlu Huayna Cápac ise imparatorluğa, günümüzde kısmen Ekvador’da kısmen Peru’da kalan bir bölgeyi daha ilave etmeyi başardı.
İspanyol yazarların elyazmalarından İnkalar'ın düzenli bir orduya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Francisco López De Jerez 1534’te İnka savaşçılarını şöyle betimler: “... Hepsi de, Türkler kadar düzenli bir şekilde, sancaklarıyla, komutanlarıyla mangalar, takımlar halinde geliyordu.” [7] Nihayet 1523’te, İnkalar’a karşı duran son oymak Kara’lar da İnkalar’a boyun eğmek zorunda kaldı. Böylece imparatorluğun genişlemesini durduracak bir güç kalmamıştı ve genişlemenin sınırları bugünkü Kolombiya’ya kadar dayandı. İnka İmparatorluğu’nun parlak döneminde imparatorluk toprakları, Peru, Bolivya, Ekvador gibi ülkeleri içermesinin yanı sıra, Kolombiya, Arjantin ve Şili’nin bir kısmını da içermekteydi.
İspanyol fethi ve imparatorluğun sonu

Fakat imparatorluğun uzun sürmeden bir felakete göğüs germesi gerekiyordu: 1527’de bazı hastalıkları da beraberinde getiren İspanyollar’ın gelişi imparatorluğu zayıflattı. İmparator Huayna Capac halefini seçemeden öldü. İki oğlu taht kavgasına girişti ve imparatorluk ikiye bölündü; imparatorluğun kuzeyinde Atahualpa, güneyinde Huascar hakimiyeti ele geçirdi. İç savaş sonucunda Atahualpa Huascar’ı yendi. Temmuz 1529’da İspanya kraliçesi Francisco Pizarro’nun İnka ülkesini fethetmesine izin vermiş ve onu tüm Peru fetihlerine komutan olarak atamıştı.[8] Francisco Pizarro ve adamları 1532’de Peru’ya geldiklerinde bir tehdit olarak algılanmadılar, aksine kendisinin tanrı Viracocha ya da elçisi olabileceği düşüncesiyle iyi karşılandılar. Çünkü efsaneden kaynaklanan İnka inanışına göre, tanrı Viracocha deniz aşırı bir yerden barış ve huzuru sağlamak üzere bir gün tekrar dönecekti. Bu yüzden Pizarro İnkalar’ca kaygısızca ağırlandı.
Pizarro ve imparatorun bir görüşmesi sırasında imparator İspanyollarca esir alındı. İnkalar imparatorlarının hayatını tehlikeye atmamak için İspanyollar’a saldırmayı göze alamadılar. İmparator Atahualpa İspanyollar’ın tutsağı olduğu sıralarda, orduları imparatorluktaki bölünmeyi gidermiş ve tüm imparatorluk üzerinde kontrolü yeniden sağlamış durumdaydı. “Böl yönet” politikasını bilen Pizarro iç çekişmeleri yeniden alevlendirmeye çalıştı ve İnkalar’ın hakimiyetindeki halkları isyana kışkırttı. Ayrılıkçı toplulukların bu oyuna gelmesi sonucunda imparatorluk parçalandı. İnkalar halen imparatorlarına yeniden kavuşacaklarını umuyorlardı. Bunun üzerine Pizarro İnkalar’dan bir fidye koparmayı planladı ve imparatorlarının serbest kalmasını isteyen İnkalar’a Atahualpa’nın tutsak olduğu odanın altınla doldurulması şartıyla onu serbest bırakacağını söyledi. İnkalar bu isteğini yerine getirdilerse de Pizarro sözünü tutmadı. İmparator 26 Temmuz 1533’te idam edildi.
Teokratik bir yapıya sahip İnka İmparatorluğunda imparator, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olan bir "yarı tanrı" ya da "yaşayan tanrı" olarak kabul edildiğinden, imparatorlarının idamı İnkalar'da büyük bir karışıklığa yol açmıştı, işte o zaman İspanyollar ayrılıkçı güçlerle işbirliği yaparak tüm bölgeyi işgale başladılar. Cuzco’ya varınca kenti yağmaladılar ve Huascar’ın üvey kardeşi Manco Inca’yı “kukla imparator” olarak tahta geçirdiler. İspanyollar’ın sözünden çıkamayacak olan Manco Inca’nın İnka İmparatorluğu’nun dağılması karşısında elinden bir şey gelemezdi.
1548’den itibaren İspanyol egemenliğinin tam olarak yerleştiği söylenebilir. İnkalar’ın direnişi bir süre Tisoc, Manco Inca, Sayry Túpac, Tito Cusi ve Túpac Amaru gibi liderlerin önderliğinde devam etmişse de, bu direnişler İspanyolların bölgeye gelişlerinden 40 yıl sonra etkisiz hale getirilmiştir. 1572’de Túpac Amaru’nun öldürülmesine dek süren bu direniş sırasında başkaldıran İnkalar Vilcabamba bölgesine sığınarak orada küçük bir krallık kurmuşlardır. Túpac Amaru’nun öldürülmesinden sonra direnişler ancak 17. yüzyılda ve 18. yüzyılda yeniden başgösterebilmiştir. Bunlardan en önemlisi, Tahuantisuyu İmparatorluğu’nu yeniden kurmak amacıyla 1780’de başgösteren Túpac Amaru (1572’de öldürülen son İnka hükümdarı Túpac Amaru’nun soyundan gelen ve aynı adı taşıyan lider) direnişidir.
İspanyol işgali aynı zamanda, geniş ölçüde yağmalamayı, halkı kırıp geçiren hastalıkları, kıtlığı (-bolluk içinde yaşayan ve kötü hava şartlarının olacağı verimsiz yıllara karşı ambarlarını hep dolu halde tutan İnkalar daha önce kıtlığı hiç yaşamamışlardı), yerlilerin köleleştirilmesini ve halkın Hıristiyanlaştırılmasını getirmiş bir işgaldir. Hıristiyanlaştırma esas olarak Quechua dilinde yapılmış ve o zamana kadar İnka hakimiyetinde yaşamış olmasına rağmen Quechua dilini bilmeyen halklar da bu dili öğrenmek zorunda kalmışlardır. Günümüzde bu dil Güney Amerika’da 7-10 milyon kişi tarafından konuşulmaktadır.
Sömürgeleştirilme boyunca yerli demografisi rakamları şöyledir:
  • 1525: 12 milyon-20 milyon kişi.
  • 1553: 8.200.000 kişi. (İşgalin ilk aşamasından sonra)
  • 1575: 8.000.000 kişi (Francisco de Toledo’nun yönetimi döneminde)
  • 1586: 1.800.000 kişi.
  • 1754: 615.000 kişi
1575’ten itibaren kaydedilen nüfustaki büyük düşüş, sömürgeleştirilen yerlilere uygulanan “pasifize etme” [9] politikalarına, encomiendas (yerlilere uygulanan maden ocaklarında ve tarlalarda zorunlu çalışma sistemi)[10] uygulamalarına bağlanır. Bu yüzden yaklaşık 25 yılda beş milyon yerli yaşamını kaybetmiştir. Potosi denilen maden ocaklarına Afrika’dan köle getirilmesinin bir nedeni de bu ocaklarda çalıştırılan yerlilerin nüfusundaki bu büyük düşüştür.
İnka imparatorları

İnka imparatorları listesi Quechua dilinde "insan varlıkları arasında en güçlüleri" anlamındaki Capaccuna sözcüğüyle adlandırılır.
Viracocha Inca'dan önceki İnka imparatorları yarı efsanevidir ve hükümdarlık süreleri doğrulanabilmiş değildir.
  • Manco Capac
  • ~1230 - ~1260 : Sinchi Roca
  • ~1260 - ~1290 : Lloque Yupanqui
  • ~1290 - ~1320 : Mayta Capac
  • ~1320 - ~1350 : Capac Yupanqui
  • ~1350 - ~1380 : Inca Roca
  • ~1380 - ~1400 : Yahuar Huacac
  • ~1400 - 1438 : Viracocha Inca
  • 1438 - 1471 : Pachacuti Yupanqui ya da Pachacutec
  • 1471 - 1493 : Tupac Yupanqui
  • 1493 - 1527 : Huayna Capac
  • 1527 - 1532 : Huascar
  • 1532 - 1533 : Atahualpa
Vilcabamba kralları

1533 ile 1572 arasındaki dönemde Huayna Capac'ın oğullarından bazıları İspanyollar'a karşı ayaklandılar ve Vilcabamba bölgesine sığındılar. Dolayısıyla nüfuzları bu direniş merkezinin çevresindeki yerel bir nüfuzdan öteye geçememiş.
  • 1533 - 1545 : Manco Inca
  • 1545 - 1560 : Sayri Tupac
  • 1560 - 1571 : Titu Kusi Yupanqui
  • 1571 - 1572 : Tupac Amaru
Din

Dilbilimde ve genetik dalındaki araştırmalar Kolomb öncesi Amerika halkları ile Asya halklarının aynı kökenden geldiklerini ve MÖ 14.000-12.000 yıl önce aynı dili konuştuklarını ortaya koymaktadır.[11][12][13])Bu ortaklık doğal olarak çeşitli değişimlere maruz kalmış olmakla birlikte inanışlarda da az çok görülebilmektedir. İnka dininin bazı şamanik özellikleri içermesi bu yolla açıklanabilir.[14][15][16][17] Tarihsel süreç içerisinde çeşitli kültürel öğelerden etkilenerek değişimler geçirmiş olması gereken İnka dini imparatorluk döneminde çoktanrılı, animist ve şamanist bir sentez olarak ortaya çıkmaktadır. Bünyesinde şamanist kavramların yanı sıra, güneş kültü, Huaca'lar kültü ve kehanet ve kurban gibi öğeleri barındırır.
Güneş kültü

And Dağları’ndaki pek çok topluluk köken olarak kutsal bir yerden, bir yıldızdan ya da bir hayvandan geldiklerini belirtir. Bu bağlamda 15. yüzyıldan itibaren İnkalar da güneşin (Quechua dilinde İnti ya da Tahuantinsuyu) oğulları [18] olduklarını ifade etmişlerdir. İnka hükümdarlarının bu kökeni doğruladıkları görülmektedir. Dolayısıyla imparatorluğun resmî kültü olarak güneş kültü benimsenmişti.
İnkalar genellikle güneşe adanmış tapınaklar inşa etmişlerdir. İnkalar’ın egemenliğine girmiş halklar da kendi bölgelerinde, onlarla ittifak olduğunu göstermek üzere veya gerçekten tapınmak amacıyla çeşitli güneş kültü yapıları inşa etmişlerdir. Kültün coğrafi genişlemesine tanıklık eden bu yapılardan bazıları günümüzde halen görülebilir durumdadır. İmparatorluğun en önemli bayramı İnti Raymi idi; kış gündönümünde, yani güney yarımküresinde en kısa gün olan 21 Haziran’da kutlanırdı. Bu bayram sırasında hem önceki yılda bahşedilmiş tüm iyi şeyler için şükran ifade edilirdi, hem de tarımsal ürünlere ilişkin olarak Güneş’ten korunma dileğinde bulunulurdu.
İnka İmparatorluğu'nda güneş kültüyle ilgili olan tapınaklardan bazıları şunlardır:
  • Coricancha: Güneş kültüne ilişkin en ünlü tapınak Coricancha’dır (Quechua dilinde “altından avlu” anlamına gelir). İmparatorluğun önemli tapınaklarından biri olan bu Coricancha tapınağı Mama Quilla, Ay ve yıldırım-şimşek tanrısı İllapa gibi diğer tanrılar için de kült yeri olarak kullanılmıştır.
  • Güneş Tapınağı: Cuzco’daki, imparatorluğun kutsallarının kutsalı olarak görülen Güneş Tapınağı İspanyol işgalinin yıkıcı etkilerine fazla dayanamamıştır. Günümüzde bu tapınaktan geriye kalan, yalnızca birkaç tasvir ile yapının görkemi hakında fikir sahibi olmamızı sağlayıcı, duvarların yıkıma direnebilmiş kısımlarıdır. Birbirlerine mükemmelen oturtulmuş yontma taşlardan inşa edilmiştir. Dairesel çevresi 365 m'yi aşar. Tapınağın içinde çeşitli hazinelerden başka, güneşi temsil eden altın bir kurs (disk) ve İnka panteonunun bir temsili bulunuyordu. Ayrıca tapınağın bahçesinde doğanın tüm unsurları, güneşin sembolik madeni olan altından heykelciklerle temsil edilmekteydi.
  • Vilcashuaman tapınağı: Peru’daki piramit biçimli olduğu sanılan Vilcashuaman tapınağı için kazı çalışmaları planlanmaktadır.
  • Peru’nun en yüksek tepesi olan Huascarán yakınında kurbanların sunulmuş olduğu bir tapınak bulunmaktadır.
  • Bolivya’da Titicaca Gölü’nün Isla del Sol Adası üzerine bir güneş tapınağı kurulmuştu. Burada yılda bir kez bir lama kurban ediliyordu.
  • Caranqui’de (Ekvador) vaktiyle içi altın ve gümüş eşyalarla dolu küpler içeren bir tapınak bulunmaktadır.
Diğer tanrılar

İspanyol yazar Inca Garcilaso de la Vega’nın aktadığına göre, Güneş animist Andlar’da bir vitrin ilahı olup İnkalar’ın gerçek Tanrı'sı Viracocha idi. Muhtemelen önceleri Viracocha’ya ilişkin bir dinsel sistem varken, bunun yerini zamanla güneş kültü almıştır. Çünkü Viracocha inanışı İnka öncesi kültürlerde de mevcuttur, hatta kimilerine göre ilk zamanlarda tektanrılı bir sistem vardı. Bu Viracocha inanışına MS 8. yüzyıla dayanan Huari kültüründe rastlamaktayız. Bu konuda elimizde fazla veri bulunmuyorsa da, kesin olan bir nokta, zaten farklı halklar mozayiğinden oluşan İnkalar’ın diğer kültürlerden, örneğin Tiahuanaco’nun efsane ve inanışlarından etkilenmiş olduklarıdır.
Bir başka örnek de Pachacamac inanışıdır. Peru’nun orta kıyısına ait bir tanrı olmakla birlikte, kökeni bilinmeyen Pachacamac da İnkalar’dan, hatta Viracocha inanışından daha eskidir. Bu tanrıya adanmış bilinen en eski tapınak yine tanrının adıyla anılan (Pachacamac) tapınak olup, gayet eskidir, Lima kültürü dönemine dayanır. Bu kült muhtemelen MS 300-600 yılları civarında ortaya çıkmış olmalıdır. Bununla birlikte Pachacamac kenti parlak çağını yerel İshmay kültürüyle (MS 1000-1450) yaşamıştır.
Kısaca İnka hakimiyetinin ilk yüzyıllarında tanrı İnti’ye tapınılmıyordu ve görünüşe göre, farklı halkların belirli bir din özgürlüğü vardı. Güneş kültünün ortaya çıkışı 15. yüzyılda Pachacutec’in hükümdarlığı döneminde olmuştur. Pachacutec diğer kültlerin aleyhine, hızla bu külte resmiyet kazandırmıştır. Bundan sonra İnka İmparatorluğu’nda Viracocha tapınakları yakıp yıkılmış, yerine güneş tapınakları yapılmıştır. Bütün bunlara rağmen Viracocha inanışı gönüllerden kaybolmamış, varlığını sürdürmeye devam etmiş ve hatta günümüzde de devam etmektedir.
Huaca’lar kültü

İnkalar fethettikleri topraklarda güneş kültünü empoze ettikleri zaman, o topraklardaki inanışlarda var olan yerel tanrılara tapınmayı durdurmaya çalışmakla birlikte, animist inanışların uygulanmasını yasaklamıyorlardı. Zaten güneş kültü sisteminin kendisi de esasen bu tür animist uygulamalara dayanmaktaydı. İnkalar’ın tolerans gösterdikleri bu inanışlardan en önemlisi Huaca’lar kültüdür. Huaca’lar özel bir tanrıya bağlı, dağ, ağaç, nehir gibi coğrafi yerlerle ilişkilendirilen, kutsal ya da ilahî, görünmez, bedensiz varlıklardır. Tüm animist dinlerde bu tür bir inanışa rastlanır. Huaca’ların bulunduğuna ya da ilişkili olduğuna inanılan kutsal yerler İnka İmparatorluğu’nun halkı için özel bir önem taşıyordu. Bu varlıkları memnun etmek için belirli zamanlarda kurbanlar sunulurdu. Bu bedensiz varlıklarla ancak toplulukların şaman denilebilecek ruhani şefleri irtibat kurabilir ve onlardan tavsiye veya yardım alabilirlerdi.
Şamanlar ve "seçilmiş kadınlar"

Şamanlar tüm tapınaklarda ve önemli dinî merkezlerde yaşıyorlardı. Kadın şamanlar kehanete, tıbba ve doğa-üstü yeteneklere ilişkin uygulamalar yapıyorlardı. Şamanlar iradeleriyle öte-âleme manevi yolculuklar yaparak halka hastalık ve felaket nedenlerini doğrudan söyleyebildiklerinden fal ve tıpla uğraşan diğer din adamlarından daha yüksek bir mertebede bulunurlardı[19] Cuzco’daki ruhani liderin ya da "baş şaman"ın adı Villac umu idi. Evliydi ve otoritesi neredeyse imparatorunkine denkti. Nüfuzu tüm tapınakları ve dinî binaları kapsıyordu. Dinî görevlileri atama yetkisine de sahipti.
Aclla adı verilen, İspanyol yazarların “Güneş’in bakireleri” olarak da belirttikleri “seçilmiş kadınlar” ise Güneş-Tanrı’nın hizmetlileri (Intip-aclla) ya da imparatorun hizmetlileri(Incap-aclla) olarak çalışıyorlardı. Genç yaşta özel bir eğitimden geçirilen kızlar içinden ancak en kalitelileri bu makam için seçilirdi. Bunlar Aclla-huasi’ de (« aclla’ların evi ») yaşarlardı, zamanlarının çoğunu imparatora ya da kadın şamanlara giysiler dokumakla geçirirlerdi. Hanedanın kanını taşıyan prenseslerden (Nusta’lar) biri imparatorun baş eşi (Coya) olurdu.[20]
Ölüm ve öte âlem




Chakana

İnka inanışına göre ölüm bir son değildi. Ölenlerin ruhları öte âleme geçerdi. Birçok kaynağa göre, İnkalar’da ruh göçü (reenkarnasyon) kavramı mevcuttu.[21][22][23][24][25] Öte âlem yaşamında iyi bir yer edinmek için dünyadayken ama sua, ama llulla, ama chella ("çalmamak, tembel olmamak ve yalan söylememek") denilen üç ilkeye uymaları gerekiyordu.[26]
Diğer şamanist kültürlerdeki klasik yaşam ağacı ve üç âlem kavramlarına İnkalar’da da rastlanmaktadır. Üç âlem inanışı İnkalar’da "İnka haçı" denilen Chakana sembolüyle simgelenirdi. Üç âlem, semboldeki üç ayrı seviyeyi gösteren üç basamakla simgelenirdi. Bunlar Hana Pacha (tanrıların bulunduğu semavi âlem), Kay Pacha, (yaşadığımız orta âlem) ve Ucu ya da Urin Pacha (yeraltı tanrılarının hükmettiği, ölenlerin ruhlarının uğradığı yeraltı âlemi ya da cehennem).[27][28] Haçın ortasındaki delik şamanın üç âlem arasındaki yolculuğunu gerçekleştirdiği Yer'in eksenidir.[29] Şamanın bu ruhsal yolculukları yapabilmesi için transa geçmesi gerekirdi. Bu üç âlem, hayvan sembolleri (yılan, puma, kondor) kullanılarak da temsil edilirdi.
Fal

İnkalar yaşamın görünmez güçlerce denetlendiğine inanırlardı. Falın İnka uygarlığında önemli bir yeri vardı. Her önemli karar uygulamaya koyulmadan önce fala başvurulur, gözlemlenen işaretler ve alametler yorumlanarak hareket edilirdi. Hastalıkları tedavi etmede, savaşın nasıl geçeceğini önceden bilebilmede, egzorsist uygulamalarda ve bir cinayeti cezalandırmada da bu tür yöntemlere başvurulurdu. Fal aynı zamanda hangi tanrılara hangi kurbanların verileceğini bilmede de işe yarardı.
Örümceklerin hareketlerinin gözlemlenmesi, düz bir tabağa bırakılan koka ağacı yapraklarının aldığı biçimlerin incelenmesi, adanmış bir beyaz lamanın akciğerlerinin incelenmesi İnkalar’daki fal yöntemlerine örnek olarak gösterilebilir. Bunların yanı sıra İnka şamanları, danışmak amacıyla doğaüstü varlıklarla iletişim kurabilmek üzere, transa geçebilmek için halüsinojen etkileri olan, ayahuasca [30] içkisini de içerlerdi.
Kurban

Tanrılara ya da huaca’lara kurban ve sunuların takdim edilmesi yalnızca bayramlara özgü değildi, günlük işler haline gelmişti, yani günlük yaşamın bir parçası olmuş gibiydi. Bunlar özellikle Pacha mama’ya (“toprak ana”) sunulurdu. Güneş kültünde her fırsatta sunulan kurbanlar genellikle lama olurdu.
İnsan kurban etme uygulaması yalnızca karışıklık dönemlerinde, örneğin imparator hastalandığı ya da öldüğü zamanlarda veya büyük doğal afetlere maruz kalındığı zamanlarda tanrıları yatıştırmak amacıyla uygulanmıştır. Kurbanlar, saflığı temsil ettiklerinden çocuklar arasından seçilebildiği gibi, savaşta esir düşenler arasından da, Cuzco’daki soylular arasından da seçilebilirdi; yani belirli bir sisteme bağlı değildi. İnanışa göre, adanan çocuk, tanrı haline gelirdi. Kurban edilmeden önce çocuğa pek acı hissetmemesi için duyumlarını azaltıcı chicha (alkollü bir içki)[31] içirilirdi. Kurban ayinlerini din adamları yönetirdi. 1995 yılında yapılan kazılar 500 yıl önce Arequipa’daki (Juanita) bir volkanik patlama sırasında Ampato volkanının tepesinde gerçekleştirilecek kurban ayini için Cuzco’dan yola çıkan tören kortejini kurban adayı olan kız çocuğuyla birlikte, donmuş halde gün ışığına çıkarmıştır. Tüm giysi ve takılarla orijinal haldeki bu buluntu günümüzde Arequipa’daki Santuarios Andinos Müzesi’nde sergilenmektedir. Bununla birlikte İnkalar’ın kurbanları sayı bakımından Aztekler’in toplu kurbanlarıyla kıyaslanamaz.
buse isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

« Muiskalar | Nazca »

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:56 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd.
porno izle bursa escort bursa escort bursa escort bahis güvenilir bahis illegal bahis bahis siteleri bahis siteleri canlı bahis sakarya escort sakarya escort pendik escort bayan tuzla escort gaziantep escort