SanalBilge.NET  

Go Back   SanalBilge.NET > Eğitim > Eğitim Bölümleri > Performans Bilgileri

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 09-20-2018, 06:47 PM   #1
Senior Member
 
Üyelik tarihi: Apr 2015
Mesajlar: 14.128
Standart Bohr Atom Model

Niels Hendrik Bohr, Rutherford atom modeli ile Planck’ın kuantum teorisini ​
kullanarak 1913 yılında yeni bir atom modeli öne sürdü. Bu yeni model Rutherford ​
modelinin açıklayamadığı noktalara ışık tutuyordu. Bohr’un atom teorisi 3 temel ​
varsayıma dayanır. ​
Bir atomda bulunan her elektron çekirdekten ancak belirli uzaklıklardaki ​
yörüngelerde bulunabilir. Her yörünge belirli bir enerjiye karşı gelir ve ​
elektron yörüngelerden birinde hareket ederken enerji kaybederek çekirdeğe ​
doğru yaklaşmaz. ​
Yüksek enerji düzeyinde bir elektron düşük enerji düzeyine inerse enerji ​
düzeyleri arasındaki enerji farkına eşit enerji yayınlanır. ​
Elektronlar çekirdek çevresinde dairesel yörüngeler izlerler ve ​
elektronların açısal momentumları ancak belirli değerler alabilirler. Bu ​
değerler planck sabitine bağımlıdır. ​
Bu yaklaşımlarla Bohr spektrumlardaki çizgileri ve Rutherford atom teorisinin ​
açıklayamadığı diğer noktaları açıklamayı başardı ​
Her atomun bir çekirdeği ve elektronları olduğu anlaşılmıştı. Thomson, atomik ​
hacmin pozitif elektrik yüküyle dolu olduğunu elektronların da bu pozitif yüklü ​
ortamda gömülü, hareket edemez durumda bulunduğunu tasarlamıştı. ​
Rutherford'un modelindeki elektronlar ise durgun olamaz. Bu elektronlar, ​
kütlenin ve pozitif yükün yoğunlaştığı çekirdek tarafından çekilir. Buna göre ​
elektronlanrı çeken elektrostatik kuvvete karşı onları yerinde tutacak hiçbir ​
kuvvet yoktur. Klasik fizik ( o zamana dek bilinen fizik yasalarına) göre ​
eletronlar ivmelendirilmiş elektrikle yüklü parçacıklar olarak ışıma yaparak ​
saniyenin yüz milyonda biri kadar bir sürede (yol bu kadar) spiral bir hareketle ​
çekirdek üzerine düşmelidir. ​
Doğrudan denendiği başka olgularda başarılı olan elektromanyetik kuram, bu ​
öngörüde başarılı olamadı. Çünkü çekirdekli atımunu yaşadığı bir gerçekti. Bu ​
çelişki şu anlama geliyor: Makroskopik dünyada geçerli olan fizik yasaları, ​
atomal boyutta, yani mikroskopik dünyada geçerli olmamaktadır. ​
İncelenen olayın ölçeği küçüldükçe klasik fiziğin geçerliliği de azalıyor ve ​
atom anlaşılmak istenirse, kesinlikle dalgaların parçacık gibi, parçacıkların da ​
dalgalar gibi davrandığını dikkate almalıyız. Günlük yaşantımızdan edinilenn ​
kavramlarla Kuantum Kuramı'nın kavramları arasında hiçbir bağlantı yok ne yazık ​
ki. ​
Niels Bohr, zamanındaki çağdaş bulguları birleştiren bir kuram üretti. Onun ​
önünde biriken denel sonuçlar ve kendi buluşları şöylece özetlenebilir: ​
1. Rutherford'un 1911'de varlığını kanıtladığı çok yoğun, çok küçük hacimde ​
istiflenmiş, pozitif yüklü atom çekirdeği; bu çekirdek çevresinde dolanan ​
elektronlar. ​
2.Gaz halindeki atomların verdiği çizgisel tayf (spektrum) ve tayf çizgileriyle ​
ilgili yasalar ​
3. Her elementin, insanlardaki parmak izi gibi, kendine özgü x-ışınları tayfı ​
vermesi ​
4. Bütün bunları birbirine bağlamayı olanaklı kılan, Planck'ın 1900'de ​
açıkladığı Kuantum Kuramı. ​
Bohr, yaklaşık 40 yıl yeni fiziğin, yani Kuantum Kuramı'nın, 1920'lerdeki ​
aşamasının, Einstein'e karşı bilimsel itirazların en büyük adıdır. ​
Negatif yüklü, pek küçük kütleli elektronlar, pozitif yüklü olan ve neredeyse ​
atomun kütlesinin tümünü taşıyan pozitif çekirdeğin çekimiyle neden çekirdek ​
üzerine düşmüyor? Elektronlar her enerjiyi değil de belli enerjileri alabildiği ​
için. ​
Daha 1885'te J. Johann Balmer (1825-1898), hidrojen spekturmunun görünür ​
bölgesini incelemiş ve her çizginin belli bir dalga boyuna karşılık geldiğini ​
denel olarak göstermişti. İşte bu spektrum çizgilerinin aynı zamanda hidrojen ​
atomu içindeki ayrı enerji düzeylerini de gösterdiğini Bohr gördü. ​
Bohr, hidrojen atomunda her enerji düzeyinin belirli ve sabit bir enerjisi ​
olduğunu anladı. Atom içindeki elektron işte bu belirli enerjileri alabiliyor, ​
ama bunlar arasındaki herhangi bir enerji değerini alamıyordu. Işığın 'atomu' ​
yani ışığın kuantumu fotondu. Bir madde, bir, iki, üç, dört,... foton alabilir ​
ya da salabilirdi. Ama sözgelimi bir buçuk, iki buçuk foton alıp veremezdi. ​
Beyaz ışık, farklı dalga boyundaki ışınlar içerir. Newton, ışığa bakmaya ​
başladığında ilk bulduğu şey beyaz ışığın renklerin karışımı olduğuydu. Bayaz ​
ışık, bir cam prizmadan geçirildiğinde kırmızı ışık en az, mor ışık en çok ​
kırılır. Kırmızıdan mora doğru, arada turuncu, sarı, yeşil, mavi ve menekşe ​
renkle yer alır. Kırmızı ışğın dalga boyu, mor ışığınkinden daha uzundur. ​
Aslında görünen ışık uzun bir skalanını yalnızca küçük bir parçasıdır; tıpkı ​
işitebileceğimizden daha yüksek ve daha alçak notalar içeren müzik skalası gibi. ​
Işık skalası, frekans adı verilen sayılarla düzenlenir. Sayılar büyüdükçe ışık ​
kırmızıdan maviye, mora ve mor ötesine geçer. Morötesi ışığı görekmeyiz ama bu, ​
fotoğraf filmlerini etkiler. Bu hala ışıktır, ama sadece sayı farklıdır. ​
Eğer sayıyı artırmayı düşünürsek x-ışınlarına, gama ışınlarına ve ötesine ​
erişiriz. Eğer ötei yönde değiştirirsek, maviden kırmızıya, kızılötesi(ıs&#305
dalgalarına sonra televizyon ve radyo dalgalarına varırırız. ​
Newton, ışığın taneciklerden oluştuğunu düşünmüş ve bunlara " cisimcik" ​
(korpüskül) adını vermişti. Bunda haklıydı (ama bu sonuca vardıran akıl ​
yürütmesinde hatalıyd&#305. Işığın taneciklerden oluştuğunu biliyoruz; çünkü ​
üzerine ışık düştüğünde tıkırdayan, çok duyarlı bir alet kullanır ve görürürz ki ​
ışık zayıfladığında her tıkırtının sesi hâlâ aynı şiddetle çıkmakta, yalnız ​
aralıkları uzamaktadır. Demek ki ışık yağmur damlalarına benzer -her bir küçük ​
ışık topağına bir foton denir- ve ışığın hepsi aynı renkteyse "yağmur ​
damlalarının" hepsi aynı boydadır. ​
Elektromanyetik dalgaların farklı dalga boyundaki bileşenlerine ayrılmasına ​
spektrum (tafy) denir. Beyaz ışığın prizmadan geçmesiyle oluşan renk kurdelası, ​
bir fotoğraf filmi üzerine kaydedilir. Böylesi düzeneklere spekrograf ​
(tayfölçer) denir. Işık, bant ya da renk spektrumu şeklinde ayrılır. ​
Beyaz ışığın spekrumu, kesiksiz bir renk bandı şeklindedir. Yani beyaz ışğın ​
spekturumu, süreklidir. Gaz halindeki atomların spekturumu ise belirli sayıda ​
renkli çizgiler ve bunlar arasında oluşan karanlık çizgiler taşır. Gaz halindeki ​
atomların verdiği bu tip kesikli spektrumlara çizgi spektrumu denir. Gaz ​
atomların tümü çizgi spektrumu verir.​
BOHR TEORİSİNİN EKSİK TARAFLARI
Bohr modeli rutherforad atom modeline göre oldukça üstün tarafları olsa da bu ​
kuramında eksik yönleri söz konusudur. ​
Elektronun, maddesel nokta şeklinde düşünüldüğünden, yörünce üzerinde enerji ​
yayımlamadan dönüşleri, yörüngeden yörüngeye atlayışı ve açığa çıkan enerjinin ​
ışıma halinde alınıp verilmesi açıklanması kolay olmayan bir durumdur. ​
Bohr atom modeli yalnızca tek elektronlu sistemlerin spektrumlarını ​
açıklayabilir. Ve çok elektronlu sistemlerin spektrumlarıı açıklamakta yetersiz ​
kalır. Çok elektronlu atomların spektrumlarında enerji düzeylerinin herbirinin ​
iki ya da daha fazla düzeye ayrıldığı görülmektedir. ​
Yine hidrojen gazı, bir elektrik alanı veya magnetik alanda soğurma spektrumları ​
incelenirse, enerji düzeylerinin çok elektronlu sistemlerde olduğu gibi iki ya ​
da daha fazla enerji düzeyine ayrıldığı görülür. ​
buse isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:51 PM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bodrum rent a car bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort free bets bahis güvenilir bahis illegal bahis bahis siteleri bahis siteleri canlı bahis