SanalBilge.NET  

Go Back   SanalBilge.NET > Eğitim > Eğitim Bölümleri > Türkçe Ve Edebiyat

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Arama Stil
Alt 07-05-2016, 01:17 PM   #1
Senior Member
 
Üyelik tarihi: Apr 2015
Mesajlar: 14.126
Standart Eleştiri Nedir? Kaça Ayrılır?

Eleştiri nedir, özellikleri hakkında kısaca bilgi. Konularına göre eleştiriler kaça ayrılır, çeşitleri ve türleri nelerdir? Tarihsel gelişimi ve önemli temsilcileri kimlerdir, eserleri nelerdir?

Eleştiri, bir kişi, eser ya da konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak amacıyla yazılan kısa metinlerdir.
Bir sanat ya da düşünce eserini tanıtırken, zayıf ve güçlü yönlerini belirtme, bir yazarın gerçek değerini yansıtma amacıyla yazılan yazılara eleştiri (tenkit) denir.
Eleştiri (tenkit): Bir şeye kıymet biçme, o şeyi kıymetlendirme demektir. Aslı Yunanca “Kritikos” kelimesinden gelen “Critic” (hükmetme) karşılığı olarak dilimizde kullandığımız “tenkit” kelimesi “nakd” kökünden türemiştir. “Nakd”, bir şeyi satın alırken verilen akçe, kıymet ölçüsüdür ve tenkit, o şeyi kıymetlendirme anlamını taşır.
Bir eser ya da yazar hakkında inceleme yapan ve bir değer yargısına varan kişiye eleştirmen (münekkit = tenkitçi) denir.
Eleştirmen; düşünce, sanat ve edebiyat alanında topluma yarar sağlayan; sanatın, sanatçının ve toplumun yol göstericisi olan; eserlerdeki zenginlikleri gözler önüne seren; okuyucuya kılavuzluk yapan kişidir.
Eleştiride amaç; iyi olanın değerini ortaya koymak, sanatı unutul-maktan kurtarmak, iyi olmayana ve kötüye fırsat vermemektir. Eleştiri yapmak için inceleme yapmasını bilmek gerekir. İnceleme yoluyla, eleştirilecek olan şey tanıtılır, sonra eleştiriye geçilerek olumlu ve olumsuz yanlar bulunur ve bir yargıya varılır.
Eleştiri Nedir? Kaça Ayrılır? ELEŞTİRİ TÜRLERİ NELERDİR
Tarihi Eleştiri: Bu metot, edebî eseri, yazarın hayatına, yetişme şartları ve devrin özelliklerine göre inceleme esasına dayanır. Bu görüşe göre eserden çok sanatkâr önemlidir. Eser, onu meydana getirene bağlı olarak açıklanmaya çalışı*lır ve daima ikinci planda kalır. Bu metot biyolojik, psikolojik ve fizyolojik tenkit gibi türlerin doğmasına yol açtı.
Sosyolojik Eleştiri: Bu tenkit anlayışı, edebiyatın kendi başına var olmadı*ğı, toplum içinde yer tuttuğu ve toplumun bir ifadesi olduğu prensibinden hare*ket eder. Yazarı, eseri ve okuyucuyu sosyal şartlar belirlediğine göre, yapılacak iş müspet ilimlerdeki gibi davranmak ve sosyal şartlar üzerine eğilerek eseri açıkla*maya çalışmaktır. Bu anlayışa göre eleştirinin konusu fizik kanunlannda olduğu gi*bi edebi eserleri “açıklamak, sınıflandırmak ve haklannda hüküm vermektir“.
Göreceli (izafî) Eleştiri: Bu anlayışa göre eleştiriye bir sınır koymak müm*kün değildir. Herkes kendi zevkine ve şahsî düşüncesine göre edebî eseri değer*lendirebilir. Bu anlayış değerler karışıklığına sebep olur.
İzlenimci (İntibacı) Eleştiri: Bu anlayışa göre eleştiri “kitaplardan zevk almak, onlarla duyguları inceltmek ve zenginleştirmek sanatı“dır. İnsanın davranışları, zevkleri, duyguları, dikkatini çeken şeyler yaşla ve yenileşen hayat şekilleri ile değiştiğine göre, tenkitte kaidelerin ve doktrinlerin, de*ğişmez metotların yeri yoktur. Sosyolojik eleştiriye karşı ortaya çıkmıştır. Sevmek, hoşa gitmenin sonucu olduğuna göre, bugün sevilen bir eserin yarın da sevilece*ği kesin olarak söylenemez.
Bu eleştiri anlayışının belli bir metodu yoktur. Eserlerin ve türlerin sınıflama*sı da yoktur. Var olan, bir eser okuduğumuz zaman duyduğumuz zevktir. Bu zevk de eserin değerinin tek ölçüsüdür. Anatole France bu anlayışa göre tenkitçiyi “iyi bir münekkit, şaheserlerin arasından kendi ruhunun maceralannı anlatan kimse*dir” şeklinde tarif eder.
Bu anlayışta geleneğe bağlılık ve ortak değerler yoktur.
Yapısal Eleştiri: Bu görüş edebî eserin müstakil bir yapı, bir bütün olduğu anlayışından hareket eder ve eserin açıklanmasının ancak kendi yapısı ile mümkün olabileceği görüşünü benimser. Buna göre her eserin kendine has bir yapısı vardır ve bu yapı çeşitli parçaların organik şekilde birleştirilmesin*den meydana gelir.
Bu yapıyı incelemek, yazarın, eserini kaleme alırken, düşüncesini nasıl çalış*tırdığını ve bu düşünceyi eserine nasıl aktardığını bulmaktır. Yapıyı ortaya çıkar*mak, eseri içten tanımaktır, yüzeyden derine açıktan gizliye, görünürden görün*meze yönelmektir. Bu şekilde incelenen bir eser sonuçta eserin kurgusunu orta*ya koyan bir şema ile gösterilebilir.
Bir organizmayı oluşturan her parça, bir görev yüklenir ve bu görevi bütüne bağlı olarak yerine getirir. Bu parçalardan biri ortadan kalkar veya yeri değiştiri*lirse bütünde aksamalar olur. Eğer aksama olmuyorsa bu parça bünyede fazlalık demektir. Başarılı eserlerde her parça bütüne bir “iç mimarî” anlayışı ile bağlıdır ve bütünden ayrılınca bünye bozulur.
Yapısal eleştiride, tenkitçinin gayesi; eseri konuşturmak, manasını olduğu ka*dar yapısını da aydınlığa çıkarmak, kısaca eseri yeniden keşfetmektir; onun “ne*den” değil, “nasıl” yazıldığını ortaya koymaktır.
Edebiyatların gelişme, zenginleşme ve ilerlemesinde önemli yeri olan tenki*din Türk edebiyatının çeşitli devrelerinde var olduğunu biliyoruz. Ancak bu ten*kit, kendi devrinin şartları içinde varlığını sürdürmüş. Tanzimat sonrası edebiyat devrelerinde batıdan gelen tesirler sonucu değişerek yeni ve batılı bir hüviyet kazanmıştır.
Eleştiri yazarken şu özelliklere dikkat etmek gerekir:
1) Eserin (ya da yazının), gerçeği yansıtmadaki başarısı nedir?
2) Eser (ya da yazı), okuyucu üzerinde nasıl bir etki bırakmıştır?
3) Eserin (ya da yazının) olayı okuyucularına anlatmasında, aktarmasında başarısı nasıldır? Eserdeki içtenlik, özgünlük ve hayal gücü; başarıya nasıl katkıda bulunmuştur?
4) Eserde (ya da yazıda) yansıtılan duygu ile sanatçı arasında nasıl bir ilgi vardır?
5) Genel olarak eser (ya da yazı) başarılı mıdır? Başarılı olduğu yanlar, başarılı olmadığı yanlar var mıdır?
Sanat eserini meydana getiren bazı şartlar, hatta yasalar vardır. Bunları bulup açığa çıkarmak gerekir. Eleştiri, mahiyetine uygun olarak meydana gelen dil varlığı ile bunu yapar. O, eser karşısında iki önemli görevi yerine getirmeye çalışır:
Çözümleme ve yorumlama.
Eleştiri, sadece övgü ya da yergi değildir. Eleştiriler, ele alınan eserin ya da yazarın iyi anlaşılmasını sağlar. “Yergi”, ayrı bir tür olup, özellikleri şöyledir:


YERGİ: Bu tür ürünlerde toplum, kişi ya da olayların kusurları, kötü ve gülünç yönleri ele alınmaktadır. Divan şiirindeki karşılığı “hiciv”dir. Halk şiirinde ise “taşlama” adı verilmektedir.
Bu tür yergiler, dikkatli ve iyi yapıldığında toplum sorunlarını dile getirmesi bakımından oldukça önemlidir. Yapılan yergi, bayağı ve kaba bir anlatımdan meydana gelirse insanları rahatsız etmektedir. Yergi, aynı zamanda, gerçeklere uygunluk derecesinde değer kazanmaktadır. Türk edebiyatında en büyük yergi ustası, 17. yüzyılda yaşayan Nef’î’ dir.
Türkiye’de Eleştiri
Tanzimat dönemi Romantikleri Şinasi, Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamid; Realistleri Samipaşazade Sezai, Beşir Fuad, Nabizade Nazım, Mizancı Murad’tır.
Serveti Fünun döneminde, Cenap Şahabettin intikad (sahte parayı gerçeğinden ayırmak) anlayışıyla tenkit eder. Halit Ziya, Mehmet Rauf, Nabizade Nazım, Hüseyin Cahit dönemin eleştiricileridir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında eleştiri;
Yahya Kemal ve
Ahmet Haşim’le başlar.
İsmail Habip Sevük ve
Ahmet Hamdi Tanpınar eleştiriyi edebiyat tarihi içinde ele alırlar.
Nurullah Ataç,
Suut Kemal Yetkin iki öznelci eleştirmendir.
Sistematik eleştirmenler Asım Bezirci, Fethi Naci, Hüseyin Cöntürk bağımsız yöntemi geliştirdi.
Sabahattin Eyüboğlu ile Vedat Günyol hümanist eleştirmenlerdir.
Çağdaş eleştirmenler;
Mehmet Kaplan,
Tahsin Yücel,
Akşit Göktürk,
Şara Sayın,
Ünsal Oskay,
Murat Belge,
Orhan Burian,
Tahir Alangu,
Memet Fuat,
Mehmet Doğan,
Bedrettin Cömert,
Enis Batur,
Nihat Sami Banarlı,
Cemil Meriç,
Kenan Akyüz,
Melih Cevdet,
Konur Ertop,
Orhan Şaik Gökyay,
Alpay Kabacalı,
Cevdet Kudret,
Agah Sırrı,
Berna Moran,
Rauf Mutluay,
Yaşar Nabi,
Ahmet Oktay,
Atilla Özkırımlı,
Nermi Uygur ve
Fuat Köprülü
Dünya edebiyatında Boielau, A. France, Türk edebiyatında ise Mehmet Kaplan, Nurullah Ataç, Cemil Meriç ve Hüseyin Cahit yalçın eleştiri türünün önemli temsilcileridir. Edebiyatımızdaki ilk eleştiri Namık Kemal’in Tahrib-i Harabat’ıdır.
Eleştirinin belirleyici özellikleri nelerdir?
Düşünsel plânla yazılır.
Konu, yazının sonuna dek değerlendirilmesi yapılan esere bağlı kalmalıdır. Eser ile ilgili, değerli ve değersiz diye gösterilen yargılar, eserden alınacak örneklere dayandırılmalıdır.
Yazar, yargılarında belirli ölçülere bağlı kalmalı, eleştirileri nesnel olmalı, “beğendim, hoşuma gitti”. gibi öznel değerlendirmelerden kaçınmalıdır. Bunun yanında eleştiri yazısını okutacak olan elbette eleştiri yazarının kendine özgü konuyu ele alış biçimi, kendine özgü yorumlayışı ve anlatımındaki üslûbudur.
Eleştirisi yapılan çalışma, bütün boyutlarıyla ele alınmalı, kendi türü içindeki bilimsel, sanatsal, toplumsal yere oturtulmalıdır. Alanındaki diğer çalışmalarla karşılaştırılarak bu türe kattıklarıyla, kendisinden beklendiği halde katamadıklarıyla ele alınmalıdır.
Bu da gösteriyor ki eleştiri yazarı, her konuda eleştiri yazısı yazamaz, ancak uzmanı olduğu alanda yazabilir. Eleştiri yazarının alan bilgisi, eleştirdiği çalışmayı yapanın alan bilgisi ile en azından aynı düzeyde olmalıdır.
Yazınsal Yaratmada Bireyin İşlevini Nasıl Anlamalı?
Bir yapıtın açıklanmasında yazarın yaşam öyküsü, yapıtın anlaşılmasında temel bir öğe değildir; yazarın düşünce ve niyetlerinin bilinmesi de bu yapıtın anlaşılmasında temel bir öğe olamaz. Yapıt, önemli bir yapıt olduğu ölçüde, kendi gücüyle yaşar ve anlaşılır ve çeşitli toplumsal sınıfların düşüncelerinin çözümlenmesiyle de doğrudan doğruya açıklanabilir.
Bir yazın ya da felsefe yapıtında bireyin işlevini yadsımak, yadsımak mı demektir? Kuşkusuz hayır. Ne var ki, bütün gerçekler gibi bu işlev de eytişimseldir (diyalektiktir), dolayısıyla onu neyse öyle anlayıp kavramaya çalışmak gerekir.
Yazın ya da felsefe ürünlerinin, yazarlarının yapıtları olduğunu yadsımayı kimse düşünemez; ne ki bunların da kendi mantıkları vardır, dolayısıyla keyfe bağlı yaratmalar değillerdir hiç de. Yazınsal bir yapıtta hem kavramsal bir dizgenin iç bağlantısı, hem de bir canlı varlıklar dizgesinin iç bağlantısı vardır; bu bağlantı, bunların birtakım bütünler oluşturduğunu gösterir; bu bütünlerin parçaları, birbirlerine göre, birbirlerinin yardımıyla, özellikle temel özleri yardımıyla anlaşılıp kavrayabilirler. Böylece, bir yandan şu sonuç çıkar ortaya: Yapıt ne denli büyük olursa o denli de kişisel olur; çünkü, ancak çok zengin ve güçlü bireylik, henüz oluşmakta bulunan ve topluluğun bilincinde pek az belirlenmiş olan bir evreni düşünüp görebilir ve son ayrıntılarına dek bunu yaşayabilir. ama bir yandan da şu sonuç çıkar ortaya: Bir yapıt ne denli büyük bir düşünür ya da yazarın kaleminden çıkmışsa o denli de kendi gücüyle kendini anlatabilir; dolayısıyla tarihçinin, yapıtı yaratanın yaşam öyküsü ya da düşüncelerine baş vurmasına hiç gerek kalmaz. En güçlü kişilik, düşünsel yaşamla en iyi özdeşleşen kişiliktir, toplumsal bilincin etken ve yaratıcı bütün temel güçleriyle en çok özdeşleşen kişilik. Bir yapıtın güçsüz ve tutarsız yanlarını anlamak söz konusu olduğunda ancak, yazarın kişiliğine ve yaşamının dış koşullarına baş vurmak zorunluluğu doğar çok kez.
Böylece, Goethe’nin pek yazınsal bir değer taşımayan bir sürü benzetme oyunları, hatta Faust’un birtakım cılız, güçsüz yanları, yazarın Weimar sarayında karşı karşıya bulunduğu zorunluklarla açıklanabilmektedir. Ama Goethe artık kendine yaraşır düzeyde bulunmadığı andadır ki Weimar bakanı yapıtta ön sıraya geçip varlığını duyurur.
Demek, toplumla bireyi, tinsel değerlerle toplumsal yaşamı birbirine karşıt görmek şöyle dursun, gerçek, bunun tam tersidir. Toplumsal yaşam, yaratma gücünün en son noktasına eriştiğinde, her ikisi de, en yüce biçimleri içinde birbirleriyle kaynaşmış olurlar; yazın alanında bu böyledir, felsefede, siyasal alanında da böyle. Racine ya da Pascal’ı PortRoyal’dan nasıl ayırabilirsiniz. Munzer’i Köylüler Savaşından, Luther’i din devriminden, Napoléon’u imparatorluktan ve Fransız Devrimiyle eski rejim arasındaki sürekli kavgadan? Tersine, topluluk ortaklığa dönüştüğünde, birey güçsüzleşip göze batar duruma geldiğinde aradaki karşıtlık iyice derinleşir. Ama o zaman da, yazınsal yaratma tarihinde, derin bilginleri çok ama yazınsal düşünce tarihçisini pek az ilgilendirebilecek olan yazılarla karşı karşıya bulunuruz artık..
Kaynak ( Lucien Goldmann. Matérialisme dialectique et histoire de la littérature, Çeviren: Tahsin SARAÇ, Türk Dili Dergisi, Eleştiri Özel Sayısı , Mart 1971)
buse isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:07 AM.


Powered by vBulletin® Version 3.8.9
Copyright ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd.
karşıyaka escort bursa escort bursa escort bursa escort bahis güvenilir bahis illegal bahis bahis siteleri bahis siteleri canlı bahis sakarya escort sakarya escort pendik escort bayan tuzla escort maltepe escort escort kartal ataşehir escort kadıköy escort bostancı escort seks hikayeleri gaziantep escort ankara escort markantalya escort gaziantep escort izmir escort